Rheme

[Flash 9 is required to listen to audio.]
Büyük Ev Ablukada

—En Güzel Yerinde Evin

Bana gecenin ikisinde şu sarhoş halimle yazı yazdırıyorsun ya, helal olsun.

Bebek gibi saçlarım var artık –oyuncak bebek gibi– lüle lüle, sapsarı. Görsen beğenmezdin ama bugün seni görmek istemememin sebebi bu değildi. Görsen koklardın saçlarımı, kafanı boynuma sokup nefesini verirdin, ancak öyle yaptığında sana dayanamadığımı bildiğin için.

Biliyorsun seni neden görmek istemediğimi. Bal gibi de biliyorsun be, “Aklına hiç gelmiyor muyum?” diye sorman sırf “Hala ağlıyorum”u duymak için.

Ama bu gece takside bir sigara yakıp ağladığımı bilmiyorsun. –Taksinin arka koltuğunda sana sarılarak ağladığım da olmuştu.–

Zaman geçiyor, kolumda bıraktığın tırnak izleri geçiyor, amına koduğumun aşkı bir türlü geçmiyor.

[Flash 9 is required to listen to audio.]
Uzak Mavi

—Başka Hayatlar

Çok fazla yalan söyledin.

Ve sana gözü kapalı inandığım her an için kendimden ayrı ayrı nefret ediyorum.

O yalanları söyleyen sen olmasan, ben inanmayı bu kadar istemezdim.

Bacaklarımın her tarafı mor ve sen yaralarımı öptüğün için iyileşmeyecekse, boşver hiç iyileşmesin.

Aptal olmayı hiç bu kadar sevmemiştim. Hayır, geçen sonbahar yağmur yağdığında minicik eteğimle çamurlarda zıplamam gibi bir aptallıktan bahsetmiyorum. Yine isteyerek aptal olmak, bak orası aynı, biliyorsun beni sevdiğine inanacak kadar aptal olmak istiyorum.

Seni gördüğümde ellerimin kaşınması, bacaklarımın titremesi, kocaman açılan gözlerim, içimden ettiğim küfürler, bir yere kaçıp saklanma isteğim ile dudaklarına yapışıp öpme dürtüsünün beyin hücrelerimi sikmesi, hepsi aynı yerinde duruyor.

Sen, “Neden böylesin?” diye soruyorsun.

Tenime bir daha asla dokunmayacağına söz vermiştin. Ve aynı gün, sadece iki saat sonra kollarımdan tutup boynumu öpüyordun. “Özür dilerim, seni hayal kırıklığına uğrattığım için özür dilerim, ama seni öptüğüm için pişman değilim, nolur sen de beni biraz anla.”

Sen neden böylesin?

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Her şeyin üstünden aylar, aylar geçmişken insan neden hala özler? Ve hatta başka bedenlere sahipken, onlara sıkı sıkı tutunmaya çalışırken?

İki insan, ne kadar susabilirdi telefonun ucunda ki, kendimi sormaktan alıkoyamadığım sorularım var çünkü, sabaha kadar sadece nefesini dinlemek, ama hayır göğsünün üstünde uyuduğum günlerdeki gibi değil, tartışıp da konuşamadığımız günlerdeki gibi, sadece soluk alış verişini duymak bir insanın ve her geçen saniye biraz daha heyecanlanmak, özlemek, çok özlemek, istemek, arzulamak, sarılmayı da istemek ve aynı zamanda hayatımı siktin piç dememek için kendini zor tutmak, çok özlemelerin arasında sessiz geçen bir telefon konuşması, hayır hayır nasıl bir konuşma olsundu ki bu, kelimelerimi nasıl duysundu ki…

Yarım kalmış günlüklerim oldu, yarım bıraktığım filmler, sonunu dinlemediğim şarkılar ve yarım kalmış bir parçam varmış gibi hissettiğim; kendimi bir önceki günde bırakarak uyuduğum yarım kalmış günlerim oldu. Şimdi her şeyin üstünden neredeyse 15 ay geçmişken; neden yarım kalmış yaşanmışlıklarımız var diye bağırma isteğim, ki ben o günlerde öylesine kırgındım ki, yarım değil ancak olması gerekendi derdim.

Bugün üzerinden kaç bedenler, kaç şehirler ve kaç kelimeler geçmişken; yazık olan tek şey gözyaşlarım çünkü sevgilim; ben senin için en son böyle ağladığımda söz vermiştim kendime. Hayatlarımızı sikmekten başka bir çaremiz vardı; çok özlemekti o, becerebilmek için söz vermiştim ama birtakım şeylerden kendimi alıkoyamıyorum. Üstünü başını parçalamak istiyorum ama bilmiyorum neden. Hırs mı, öfke mi, sevgi mi, özlem mi, hala bir parçam oluşun ve benim aslında genel olarak kendimi parçalayışım mı, bilmiyorum neden.

-Biz bir yanı eksik kızlar, en iyi inanmayı becerebiliriz.-

(Source: adasalt)

[Flash 9 is required to listen to audio.]
Coldplay

—The Hardest Part

Sen bana aitsin.

Bunu söylememe ihtiyaç duyduğun için senden utanıyorum.

Sen bana aitsin, başkaları bunu nasıl oluyor da görmüyor anlamıyorum.

Sen o kadar benimsin ki, aynı odada bulunduğumuzda aramızda oluşan enerjiden nasıl oluyor da kafamız patlamıyor anlamıyorum.

Başkaları nasıl fark edemiyor?

–Sen nasıl fark edemiyorsun?–

Bir yere yetişecektik, beni evden çıkarmamıştın. Biraz daha kalalım evde, konuşalım diyordun. O geceye ait bir fotoğrafımıza baktım biraz önce. (Ve bundan sonra gece 12’de eski fotoğraflara bakmayı kendime yasaklıyorum.) Senin kucağına oturmuşum,  –saçlarımı at kuyruğu yapmıştım ve çok beğenmiştin– elimde bir sigara var, sana bakıyorum. İkimiz de gülüyoruz. Ama, ne güzel gülüyoruz, görsen kıskanırsın.

–Kızım beni arama artık, sesini duymak istemiyorum.

–Cansu’nun telefonu kapalıydı aramak zorunda kaldım. Abartma bu kadar.

–Abartmıyorum.

–Siktir git gerizekalı.

–Sen siktir git.

–Ağzını yüzünü dağıtmak istiyorum. Bende yarattığın duygu bu artık, mutlu musun?

–Mutluyum, karşıma çık da bir ağzını sikeyim senin.

–Cidden yapsana bir tek o kaldı çünkü.

–Olur, nerdesin?

–İyi evime gel.

–Eve mi döndün?

–Yoldayım.

–Arda piçi mi bırakıyor?

–Gelecek misin eve?

–Sabah geleceğim.

–İyi bok ye.

–Özlemedin mi?

–Özlemedim.

–Hayatında hiçbir etkim yok değil mi?

–Götünü kaldırmam, hiç uğraşma.

–Mutlu musun? Hayat nasıl gidiyor?

–Eğleniyorum ve mutsuzum, çok saçma değil mi?

–Evet.

–Sen mutlu musun?

–Bilmiyorum.

–Yanıma gel, vurmak istiyorum, nolursun, bağırmam küfretmem lazım. Üstündekileri parçalamam lazım. Tek kelime konuşma, ama yanımda ol, sana sarılmam lazım. Hayatımdasın hala. Yalnız kalırsak, biliyorum, dayanamam öperim ben seni.

–Yapma lütfen.

Başkasına aşık gibi davranıyor. / Başkasına aşık olduğunu söylüyor. / Başkasına aşık gibi bakıyor.

Başkasına aşıkmış!

“Siktir git orospu çocuğu!“ diye bağırasın gelmiyor mu o kızın elini tuttuğunda, daha fazlasını bile yapmak istiyorsun, ama olmuyor, kıyamıyorsun.

Hani saçından tutup kafanı duvara dayamıştı ya, “Hayatımı siktin, başkasına gitme dayanamıyorum!“ demişti ağlayarak. Sarhoş olmuştunuz, asansör boşluğunda tutmuştu seni -ama nasıl nefretle öpüyordu.-

Taksinin kapısını çarpmıştı. “Başkasının olma“ demişti iki hafta önce, pazar sabahı.

-Her yerde karşıma çıkma çocuk.-

Başkasına aşıkmış, lafa bak! 

“Sikerler ya“ deyip dans etmiştin sen de. (Kim kimi sikiyor, pardon?)

[Flash 9 is required to listen to audio.]
Evanescence

—My Immortal (Acoustic)

On beş yaşındaydım. Herkes konserde eğlenirken, ben bir köşede ağlıyordum –yanımda sen vardın.– Sana “Hayatıma giren insanları üzüyorum.” Diyordum ağlarken, ama o yüzden ağlamıyordum. Bir yıldır sana bu kadar yakın olup da senin ağzından başka kızları dinlemeye katlanmıştım, dayanamıyordum. Bir yıldır ben de sana başka erkekleri anlatmıştım üstelik. Sen lisedeki ilk sevgilimi kıskandığında ne kadar mutlu olmuştum. –Ve bana o kızı anlattığında ne kadar delirecek gibi.–

Ben sana okulun ikinci haftasının ilk günü aşık olmuştum –2007 yılının Eylül ayına denk geliyor. Ben duvar tarafındaki sırada oturuyordum ve gözlerimi senden alamıyordum, ve işte şimdi tam karşında, böyle ağlıyorken bile, sadece sana daha fazla bakabilmek için gözyaşlarımı siliyordum.

Okulun bahçesinde bana sarılmıştın. Basketbol maçından çıkmıştın ve gömleğin dışarıda, saçların darmadağın, yanıma gelmiştin. Hatırlıyorum başkaları da vardı. Sen bana sarılmıştın.

Aylar sonra –3 Haziran olması gerek– seni öpmemek için dudaklarımı ısırıyordum. Sarhoştum, on beş yaşındaydım.

“Belki de ben yakın arkadaş olmak istemiyorumdur!” diye bağırmıştım istemeden. Ve ağlıyordum, içimden beni öpsün diye dua ederek ağlıyordum.

Beni ilk öptüğün gün, üstünde çizgili bir gömlek vardı. Benim üstümde siyah bir elbise –saçlarım da siyahtı ve kahküllüydü o zamanlar.

Kollarında uyuyakaldığımda gözlerin dolmuştu, uyandığımda beni izliyordun. Sen, beni ne güzel seviyordun. Işıkları kapatıp bana gitar çalmıştın, hayatımızın birlikte geçeceğine o kadar inanıyordum ki, sen öyle güzel inandırıyordun ki buna. Yatağa uzandığımızda hep aynı şarkıyı açardın ve ben sana her gün yeniden aşık olurdum.

Ve bir gün, ben sana aşık olmaktan vazgeçtim.

Senin suçun yoktu, ben artık on altı yaşındaydım. Büyüyordum, daha fazlasını istiyordum, yetmiyordun.

Ben sana aşık olmaktan vazgeçtim. Çünkü herkes benim olmalıydı, hiç kimse yetmiyordu.

Üç gün önce on dokuz yaşına girdin. İyi ki doğdun birtanem.

Seni çok özlüyorum ve bunu sana söyleyemiyorum.

Güldüğüme bakma. Ben bu gece, lisede sana aşık olup arkadaş taklidi yaptığım zamandan bile çok acı çekiyorum.

Hayatımız birlikte geçecekti ve nasıl böyle son buldu anlamıyorum. Sen şimdi başkasıyla planlar kurarken ben nasıl böyle darmadağın oldum, bilmiyorum.

[Flash 9 is required to listen to audio.]
Teddy Thompson

—Separate Ways

Merhaba güzel yüzlü çocuk. Seni bir haftadır görmüyorum, ve dün gece söylediğim gibi, çok özledim.

Ben yine, yüzünün ne kadar güzel olduğunu düşünüyordum. Kumral saçlarının, açık kahve gözlerinin, biçimsiz burnunun, minicik ellerinin ne kadar güzel olduğunu düşünüyordum, ve küvetin içinde yüzüne köpükleri sürerken “Ayrı ayrı güzel değiller ama, birleşince yüzün çok güzel oluyor.” dediğimi hatırlıyorum.

Hani şu “Benden adam olmaz” tavırlarını, sağ dirseğini kaldırıp dövmeni göstermeni hatırlıyorum.

Senden uzaklaşmak için sahile inip bir sigara yaktığımda bile yine en çok seni düşündüğümü hatırlıyorum. Sarhoş olmuştum o gece. Hiç söylemek istemediğim şeyler söylemiştim.

“Sana aşık oluyorum demiştin, hatırlıyor musun?”

–Hatırlıyorum.–

[Flash 9 is required to listen to audio.]
Travis

—Closer

Tam olarak.